11. YARGI PAKETİ KAPSAMINDA TİCARİ İŞLETME VE ŞİRKETLERİ İLGİLENDİREN DÜZENLEMELER
Kamuoyunda “11. Yargı Paketi” olarak bilinen ve 25 Aralık 2025 tarihli, 33118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (‘’Kanun’’), ağırlıklı olarak ceza ve infaz hukukuna ilişkin düzenlemeler içermekle birlikte, ticari işletme ve şirketler bakımından doğrudan veya dolaylı sonuçlar doğuran önemli hükümler de barındırmaktadır.
Söz konusu Kanun ile İcra ve İflas Hukuku, kamu ihale süreçleri, finansal sistemin denetimi, elektronik haberleşme ve vergi uygulamalarına ilişkin alanlarda yapılan değişiklikler, ticari hayatın işleyişini ve şirketlerin hukuki yükümlülüklerini yakından ilgilendirmektedir. Bu yönüyle 11. Yargı Paketi, yalnızca bireyleri değil, ticari işletme ve şirketleri kapsayan geniş bir etki alanına sahiptir. Bu makalemizde, 11. Yargı Paketi kapsamında ticari işletme ve şirketleri ilgilendiren düzenlemeler ilgili kanun maddelerine atıf yapılarak incelenecektir.
İcra ve İflas Hukuku Kapsamında Yapılan Düzenlemeler
Kanun’un 1. maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (‘’İİK’’) 134. maddesinde yapılan değişiklik, özellikle icra yoluyla satışı yapılan şirket varlıkları ve ticari mallar bakımından önem arz etmektedir. Buna göre, icra ihalelerinde ihalenin feshi talebinde bulunabilecek kişiler sınırlandırılmış, bu kişiler dışında kalanların yapacağı başvuruların mahkemece esasa girilmeksizin reddedileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenleme ile icra ihalelerinde sıkça karşılaşılan, süreci uzatmaya ve belirsizliğe yol açan kötü niyetli fesih taleplerinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Böylece, borçlu şirketlerin malvarlıklarının satışında daha hızlı, öngörülebilir ve güvenli bir süreç tesis edilmesi hedeflenmiştir.
Öte yandan, Kanun’un 2. maddesi ile İİK’nun 278. maddesinde tasarrufun iptaline ilişkin hükümlerde yapılan değişiklikler, şirket ortakları, grup şirketleri ve ilişkili kişilerle yapılan işlemler bakımından daha sıkı bir denetim mekanizması getirmiştir. Borçlunun aczinden önceki belirli süre içinde yapılan ivazsız veya gerçek değerinin altında gerçekleştirilen işlemler, alacaklılar tarafından daha kolay şekilde iptal davasına konu edilebilecektir. Bu durum, şirketlerin ortaklarıyla veya bağlı şirketleriyle gerçekleştirdiği malvarlığı işlemlerinde daha dikkatli hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır.
Kamu İhale Süreçlerine İlişkin Değişiklikler
Kanun’un 11. maddesi ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinde değişikliğe gidilmiştir.
Kamu İhale Kanunu’nda yapılan düzenlemeler, kamu ihalelerine katılan şirketler açısından doğrudan mali sonuçlar doğurmaktadır. Kamu ihalelerinde yapılan itirazen şikayet başvurularında yatırılan başvuru bedellerinin, başvurunun tamamen veya kısmen haklı bulunması halinde haklılık oranına göre iade edileceği hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca, ihale sürecinin idare tarafından iptal edilmesi veya sözleşmenin feshi halinde, tamamlanmayan iş oranına göre bedel iadesi yapılacağı ve iade işlemlerinde gecikme yaşanması durumunda kanuni faiz uygulanacağı düzenlenmiştir.
Söz konusu düzenlemeler, kamu ihalelerine katılan şirketler bakımından hak arama özgürlüğünü teşvik eden ve mali riskleri azaltan niteliktedir.
Finansal Sistem ve Bilişim Alanında Yapılan Düzenlemeler
Kanun’un 22. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 128/A maddesieklenmiştir.
Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen hükümler, banka, ödeme kuruluşu, elektronik para şirketi ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları gibi finans sektöründe faaliyet gösteren tüzel kişiler açısından önem taşımaktadır. Anılan madde uyarınca, suçtan kaynaklandığına dair kuvvetli şüphe bulunan banka hesapları, ödeme hesapları ve elektronik para hesapları, savcılık kararıyla geçici olarak askıya alınabilecektir. Bankalar, ödeme hizmeti sağlayıcıları, elektronik para kuruluşları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları; talep edilen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içerisinde sunmakla yükümlü tutulmuştur.
Bu yükümlülüğe aykırı hareket eden tüzel kişiler hakkında 50.000 TL’den 300.000 TL’ye kadar idari para cezası öngörülmüş; buna karşılık, yetkili makamlarca verilen askıya alma kararlarının uygulanması sebebiyle ilgili kuruluşların hukuki sorumluluğunun doğmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Elektronik Haberleşme Alanında Yapılan Düzenlemeler
Kanun’un 30, 31 ve 32. maddeleri ile 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmıştır.
Bu kapsamda, tüzel kişiler adına açılabilecek mobil hat sayısına sınırlama getirilmiş, hatların düzenli aralıklarla kontrol edilmesi ve tüzel kişiliğin sona ermesi halinde ilgili hatların kapatılması zorunlu kılınmıştır. Düzenlemelere aykırı davranılması halinde, hat ve cihaz başına yüksek tutarlarda idari para cezaları öngörülmüş; yıllık ceza tutarının işletmenin net satışlarının belirli bir oranına kadar çıkabileceği hükme bağlanmıştır.
Bu değişiklikler, şirketlerin özellikle bilgi teknolojileri, insan kaynakları ve iç denetimsüreçlerini yeniden yapılandırmasını gerektirecek niteliktedir.
Vergi Hukuku Kapsamında Yapılan Düzenlemeler
Kanun’un 34. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na Geçici 37. maddeeklenmiştir.
Anılan düzenleme uyarınca, bilanço esasına göre defter tutan mükellefler bakımından 2025, 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Cumhurbaşkanına bu süreyi uzatma yetkisi tanınmıştır.
Bu düzenleme, şirketlerin muhasebe ve raporlama yükünü kısa vadede azaltmakla birlikte, finansal tabloların enflasyon etkisini yansıtmaması nedeniyle finansal analiz ve değerleme süreçlerinde farklı yöntemler kullanılmasını zorunlu kılabilecektir.
SONUÇ
Kanun ile getirilen düzenlemeler, doğrudan ceza hukuku alanına ilişkin olmakla birlikte, ticari işletme ve şirketler açısından icra-iflas süreçlerinden kamu ihalelerine, finansal uyum yükümlülüklerinden vergi uygulamalarına kadar geniş bir etki alanı yaratmaktadır.
Bu kapsamda, ticari işletme ve şirketlerin 11. Yargı Paketi ile yapılan değişiklikleri yalnızca ceza hukuku perspektifinden değil, ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği ve hukuki risk yönetimi açısından da değerlendirmeleri; iç uyum ve denetim mekanizmalarını güncellemeleri büyük önem arz etmektedir.