Haber Detayı

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI İLE ELEKTRONİK TİCARETTE ARACI HİZMET SAĞLAYICILARIN TÜKETİCİ HAKLARI BAKIMINDAN SORUMLULUĞU YENİDEN ÇERÇEVELENDİ

Anayasa Mahkemesi ("AYM") 12.02.2026 tarihli, 2024/187 E. ve 2026/42 K. sayılı kararıyla ("Karar"), elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının tüketiciye karşı sorumluluğuna ilişkin mevzuat düzenlemelerinden kaynaklanan yapısal sorunu anayasal düzlemde ele almıştır. 02.06.2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan karar ile, 07.11.2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un ("TKHK") 48. maddesine 24.03.2022 tarihli ve 7392 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle eklenen (6) numaralı fıkranın (d) bendinde yer alan "...ile 11 inci..." ibaresi ile 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un ("ETK") 01.07.2022 tarihli ve 7416 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası tüketici sözleşmeleri yönünden Anayasa'nın 5., 35. ve 172. maddelerine aykırı bulunarak oy çokluğuyla iptal edilmiştir. Karar kapsamında, bu düzenlemelerin aracı hizmet sağlayıcılarına tanıdığı sorumluluk muafiyetinin satıcı veya sağlayıcıya ulaşılamadığı durumlarda tüketiciyi korumasız bıraktığı ve devletin mülkiyet hakkı ile tüketiciyi koruma yükümlülükleriyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir.

Başvurunun Konusu

İtiraz başvurusu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından, elektronik ticaret yoluyla satın alınan ayıplı mal nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini talebiyle açılan davanın istinaf incelemesi kapsamında yapılmıştır. İptal kararı öncesinde yürürlükte bulunan sistemde, TKHK m. 48/6-d uyarınca aracı hizmet sağlayıcısı, satıcı adına bedel tahsil ettiği durumlarda dahi, malın ayıplı çıkması hâlinde TKHK m. 11 kapsamında tüketiciye tanınan seçimlik haklardan müteselsil sorumluluk bakımından muaf tutulmaktaydı. Öte yandan ETK m. 9/1, aracı hizmet sağlayıcısının hizmet sağlayıcısı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan hiçbir koşulda sorumlu olmadığını hükme bağlamaktaydı. Bu tablo, özellikle satıcıya veya sağlayıcıya ulaşılamadığı ya da sorumlu tarafın tespit edilemediği hâllerde tüketiciyi herhangi bir hukuki başvuru yolundan yoksun bırakmaktaydı. Başvuran Mahkeme; bu kuralların devletin tüketiciyi koruma yükümlülükleriyle bağdaşmadığını, elektronik ticaret pazar yerine duyulan güvene dayalı olarak alışveriş yapan tüketicinin satıcıya ulaşamaması hâlinde tümüyle korumasız kaldığını, aracı hizmet sağlayıcılarına sorumsuzluk tanınmasının tüketicilerin mahkemeye erişimini fiilen engellediğini ve küçük ölçekli satıcı veya sağlayıcılarla platformlar arasında eşitsizlik meydana getirdiğini ileri sürerek Anayasa'nın 2., 10., 13., 36. ve 172. maddeleri uyarınca iptalleri için başvurmuştur.

AYM'nin Değerlendirmesi

Mahkeme, dava konusu kuralların öncelikle Anayasa m. 35'te güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirlemiştir. Mülkiyet hakkının maddi varlığı bulunmayan alacak haklarını da kapsadığı, dolayısıyla tüketicinin ödeme karşılığında aldığı ayıplı maldan kaynaklanan malvarlığındaki değer kaybının bu hakkın güvence alanına girdiği kabul edilmiştir.

AYM'ye göre mülkiyet hakkının etkin korunması, devletin yalnızca müdahaleden kaçınmasını gerektirmez; bireylerin bu haktan gerçek anlamda yararlanabilmelerini sağlayacak koruyucu ve düzeltici mekanizmaların hayata geçirilmesi de bu yükümlülüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa m. 5 ve m. 172 kapsamındaki pozitif yükümlülük çerçevesinde, tüketicilerin uğradıkları zararı tazmin etmelerine olanak tanıyacak etkili ve erişilebilir hukuki yolların mevcut olması zorunludur.

Aracı hizmet sağlayıcılarının konumu ise kararda ayrıca incelenmiştir. Mahkeme; bu sağlayıcıların her durumda salt teknik ve pasif bir işlev üstlenmediğini, ticarete konu mal veya hizmet hakkında bilgi sahibi olduğu ya da bu mal veya hizmet üzerinde kontrol yetkisi bulunduğu hâllerde aktif aracı hizmet sağlayıcısı niteliği kazandığını belirlemiştir. Nitekim karşılaştırmalı hukukta da "güvenli liman" muafiyetinin yalnızca teknik, otomatik ve pasif platform faaliyetlerine özgü olduğu kabul edilmektedir. Buna karşın dava konusu kurallar, bu ayrımı gözetmeksizin tüm aracı hizmet sağlayıcılarını her koşulda sorumluluktan muaf tutmakta; aktif ile pasif konumdaki aracılar arasındaki fiilî farklılığı yok saymaktadır.

Varılan sonuç itibarıyla AYM, dava konusu kuralların aracı hizmet sağlayıcıları ile tüketiciler arasındaki menfaat dengesini tüketiciler aleyhine bozduğunu ve bu dengesizliğin devletin Anayasa'dan doğan pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur. Bu gerekçelerle TKHK m. 48/6-d'deki "...ile 11 inci..." ibaresi ile ETK m. 9/1, tüketici sözleşmeleri yönünden Anayasa'nın 5., 35. ve 172. maddelerine aykırı bulunarak oyçokluğuyla iptal edilmiştir. İptal hükümlerinin yol açacağı hukuki boşluk kamu yararını zedeleyeceğinden, bu hükümlerin yürürlüğe gireceği tarih kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay olarak belirlenmiştir.

Kararın Uygulamaya Etkisi

Kararın yürürlüğe girmesiyle, elektronik ticaret platformları üzerinden yapılan mesafeli satışlarda ayıplı mal hâlinde satıcıya veya sağlayıcıya ulaşılamayan durumlarda tüketicilerin doğrudan aracı hizmet sağlayıcısına başvurabilmesinin önündeki hukuki engel ortadan kalkmış olacaktır. Aracı hizmet sağlayıcısının satıcı adına bedel tahsil ettiği ya da aktif aracı konumunu üstlendiği işlemlerde müteselsil sorumluluk artık ileri sürülebilir bir talep hâlini almıştır. Öte yandan dokuz aylık ertelenmiş yürürlük süresi, yasama organına aracı hizmet sağlayıcılarının yükümlülüklerini açık ve öngörülebilir biçimde yeniden düzenleme fırsatı vermektedir.

Sonuç

AYM'nin bu kararı, dijital platform ekonomisinde giderek büyüyen bir sorunun anayasal çerçevede nihayet karşılık bulduğunu ortaya koymaktadır. İptal edilen düzenlemeler, elektronik ticaret pazar yerlerini ayıplı mal ve hukuka aykırı içerik karşısında dahi sorumsuz tutarak tüketiciyi fiilen korumasız bırakmaktaydı. Anayasa Mahkemesi bu tabloyu sürdürülemez bulmuş ve aktif konumdaki aracıları da kapsayan "güvenli liman" muafiyetinin anayasal sınırlarını çizmiştir. Kanun koyucunun, kararın belirlediği bu sınırlara uygun ve uygulanabilir bir düzenlemeyi dokuz aylık süre içinde hayata geçirmesi gerekmektedir; aksi takdirde iptal boşluğunun yarattığı belirsizlik hem tüketicileri hem de piyasa aktörlerini olumsuz etkilemeye devam edecektir.